5 Ekim 2013 Cumartesi

ŞİRKETLER GÖÇÜ!

Tarihte, 375 yılında başlayıp birkaç yüzyıl süren, büyük bir coğrafi alanda  ekonomik, sosyal, siyasal ve demografik anlamda köklü değişikliklere yol açan ilkçağ’ın sonlanıp ortaçağ’ın   başlamasına neden olan Kavimler göçü’nden sonra yeryüzünün en büyük göçü yaşanıyor. Bu göç, bu sefer insan göçü değil! Şirketler göçü!
Göç, batının sanayileşmiş, gelişmiş ülkelerinden, sanayileşememiş az gelişmiş ülkelerine doğru; yani batı ve kuzeyden doğu ve güneye doğru yayılıyor.

Gerek ücret gerek diğer haklar anlamında çalışan haklarının en üst seviyede olduğu kendi gelişmiş ülkelerinde ucuz işgücü bulamayan (sanırım bulmalarına müsaade edilmeyen) şirketler yaklaşık 20-30 yıldır ülkelerini terketmeye başlayıp gurbetin yolunu tutmuş durumda.
Sıla hasreti çekip çekmediklerini bilmiyoruz ama elde ettikleri karlarla eve (ülkelerine) ekmek götürdüklerini biliyoruz. Az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere yapılan kar transferlerindeki yüksek artıştan bunu anlıyoruz.
Şirket demek, sürekli kar etmek; acımasız rekabet etmek, demek.  Her gün yemek yeme zorunluluğu olan insanlar gibi şirketler de belirli zaman dilimlerinde kar etmek zorundalar. Kar elde edemeyenler ayakta kalamaz.
Şirketlerin kar elde etmesi için ucuz üretim ve çok tüketim ön şart.
Tüketim konusu bir şekilde hallediliyor. Artık hiçbir görüş, düşünce veya ideoloji tüketim çılgınlığına karşı çık(a)mıyor. 
Ancak ucuz üretim konusu öyle değil.
Gerçi ucuz üretimin olmazsa olmazlarından olan ucuz hammadde ve enerji temini yaklaşık 150 yıllık bir mücadelenin sonunda tatlıya bağlanmış. Hammadde ve enerji kaynaklarının çoğuna sahip olan az gelişmiş ülkeler ya pes etmiş ya da ikna olmuş. Artık bu kaynakların tamamı dünyaya (şirketlere) açık.
Gelgelelim ucuz üretimin olmazsa olmazlarından ucuz insan gücü konusu henüz tam anlamıyla çözülememiş bir konu. Şirketler göçünün ve küresel ekonominin yolu üzerindeki en önemli engel.
Şirketler göçü bir süreçtir. Artarak devam edecektir. Çünkü bu işin başka çözümü yoktur. Sanayi ve teknoloji çağının devasa ve köklü şirketlerinin sahibi gelişmiş ülkeler, bilinçli ve rahata alışmış kendi ülke insanının karşısına az hak ve az ücret talebiyle çıkamıyor. Geçmişte yaşanan acı tecrübeler de var. Geriye iki seçenek kalıyor ya zincirleme iflaslar ya da ucuz ücretlle çalışmaya razı insanların ülkelerine göç!
Daha önce fikirsel altyapısı oluşturulan ve Yaklaşık 20-30 yıldır hızlanarak devam eden bu süreçte tökezlemeler, gerilemeler de oluyor. 2008 yılı buna örnek gösterilebilir. Ancak her ne olursa olsun bu sürecin bu asrın sonlarına kadar devam edeceğini tahmin ediyorum.
Şirketler göçü ve beraberinde yaşanan değişim, paradigma değişimlerini de beraberinde
 getiriyor. Artık eskinin kavramlarının bir çoğu ya geçersiz hale geldi ya da tanımları ve içerikleri değişiyor. 
Değişen paradigmalar, Enflasyon, dış borç, likidite tuzağı, faiz, cari açık gibi bir çok ekonomik kavramın tanımları ve etkilerinde de köklü değişikliklere yol açıyor. Ancak görmekteyiz ki hala çoğu ekonomist bu paradigma değişimlerinin farkında değil. 
Örneğin geçmişte az gelişmiş ülkelerle özdeşlenen dış borç tanımı artık gelişmiş ülkelerin karın ağrısı durumunda.  Az gelişmiş ülkeler servet biriktiren ve borç veren ülkeler konumunda. 2008 krizinde iflasa sürüklenen bir çok Amerikan Bankasını aralarında para toplayıp batmaktan kurtaran G.kore, Çin gibi az gelişmiş ülkelerdi. 40-50 sene önce rüyada bile görülemeyecek şeyler bunlar.
Yine değişen ve daha da değişecek olan kavramlardan birisi “küresel ekonominin motoru konumundaki ülkeler” kavramı. Bu kavramda da ciddi değişiklikler oluyor. Şimdi ve önümüzdeki yıllarda küresel ekonominin sürükleyicileri ve motoru az gelişmiş ülkeler olacak. Artık dünya ekonomisi gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan krizlerden değil, gelişmekte olan olan ülkelerdeki krizlerden etkilenecek. Gelişmiş ülkeler kendilerinden önce gelişmekte olan ülkelerin krize girmemeleri için önlemler alacaklar. 18 eylül 2013’de ABD merkez bankasının gelişmekte olan ülkeleri ipten alan “para basmaya devam” kararı, bu yazdıklarımın tipik bir örneği.
Bu süreç,  ciddi bir yara almadan yoluna devam ettiği sürece gelişmiş ülkelerin dış ülkelerde elde edilen karların kendi ülkelerine transferlerinde ciddi bir artış olacak. ABD’nin her yıl daha da artan dış ülkelerden kar transferleri buna örnektir.
Bu sürece paralel olarak az gelişmiş ülkelerin de işsizlik oranlarında iyileşmeler, istihdamda tarımdan sanayiye yöneliş ve dış borçlarda azalma gibi süreçler gözlenecektir.
Aynı şekilde, kürede imzalanan bir çok ikili veya uluslararası ticaret ve ekonomi anlaşmalarının amacı şirketler göçünün önündeki engelleri kaldırmak içindir. Hakeza bu göçe hazır olmayan bir çok az gelişmiş ülkenin artık yavaş yavaş şirket göçü alabilecek ekonomik, sosyal, siyasal vb. alt yapıya ulaşması için çalışılıyor.
Zaman zaman şirket göçü veren ülkelerle şirket göçü alan ülkeler arasında çatışmalar olması muhtemeldir. Sıkıntılı dönemlerde Gelişmiş ülke insanları “neden şirketlerimiz başka ülkelerin insanlarını iş sahibi yapıyor” suçlamalarında bulunacakken aynı şekilde az gelişmiş ülke insanları da “neden biz çalışıyoruz, karlar başka ülkelere transfer ediliyor” veya “o şirketlerin ürettiklerini neden biz üretmiyoruz” şeklinde tepkilere yol açacaktır. Bazı dönemler irtibat tamamen kopabilir de. Ancak aynı gemide yolculuk yapan her iki taraf bu konuları bir şekilde tatlıya bağlayacaklardır ve süreç devam edecektir.
Şirketler göçü tarihsel ölçekte bir çok sonuçlar doğuracaktır. Ben tahminlerimin bir kısmını yukarıda yazmaya çalıştım. Süreci ve doğuracağı sonuçların hepsini doğru tahmin etmek de, hepsini  bu yazıya sığdırmak da mümkün değil zaten. Sırası geldikçe yazmak daha iyi.
İnsanların coğrafya değiştirerek göç etmeleri ile şirketlerin göç etmeleri arasında kurduğum benzerlik eleştirilebilir. Ancak kurduğum benzerlik iki göçün birebir benzerliği anlamında değil, iki göçün de zorunluluktan kaynaklanıyor olmasındadır. Her olguyu çağına göre değerlendirmek gerekir.
Kavimler göçü, dağılan Büyük Hun imparatorluğunun bir sonucu olarak ortaya çıkan güçlü Hun boylarının birbirleriyle olan sert rekabeti nedeniyle başlamıştı.  Şirketler göçü  de şirketlerin birbirleri ile olan acımasız rekabetleri nedeniyle başladı. Bu anlamda birebir benzerlik var. Ama şirketler göçü bir ülkenin dağılması sonucu başlamadı. Bu yönden benzerlik yok.
Bu şekilde bir çok benzerlik ve aykırılıklar sıralanabilir. Bunların hepsini yazmaya lüzüm yok. Ancak kesin olan bir şey var:
Şirketler göç ediyor ve bu göç bana göre kapitalizm ve sanayi çağının gidişatında asırları etkileyecek sonuçlar doğuracak!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder